Boğanın Hikayesi

Burada sunulan on öküz (boğa) resmi ve onlara eşlik eden yorumlar, Zen Budizmi’nin amaçladığı aydınlanmaya giden uygulama aşamalarını simgeler. Bu anlatı, aydınlanmanın insanın gerçek benliğini nasıl açığa çıkardığını dramatik bir dille ortaya koyarken, aynı zamanda o gerçek benliği, sıradan hayatın içinde en sıradan şeyleri bile olağanüstü bir farkındalıkla yaşayan kişi olarak tasvir eder.

Başlangıçta birbirinden ayrı görünen öküz ile çobanın hikâyesi, tüm varoluşun özündeki birliğin idrak edilmesiyle yeniden birleşir. Eski bir Taoist hikâye olan bu anlatı, 12. yüzyılda Çinli bir Zen ustası tarafından yeniden yorumlanmış ve Zen öğretisinin aydınlanma anlayışını açıklayan güçlü bir benzetmeye dönüştürülmüştür.

Öküz, tüm varoluşun temelini oluşturan nihai ve bölünmemiş gerçekliği, yani Buda-doğasını simgeler. Öküz çobanı (Oxherd) ise başlangıçta kendisini egosuyla özdeşleştiren bireyi temsil eder. Ancak uygulama derinleştikçe kişi, gerçek kimliğinin egonun ötesinde, bütün ayrımları aşan o nihai gerçeklikle bir olduğunu fark etmeye başlar. Bu gerçekleştiğinde artık öküz ile çoban arasında bir ayrım kalmaz. Kişi, tüm varoluşun Buda-doğasının bir ifadesi olduğunu idrak eder; Buda-doğasından yoksun hiçbir şey yoktur. Böylece sıradan görünen yaşam bile bambaşka bir derinlik kazanır. Günlük hayat değişmez; değişen, ona bakan bilinçtir.

  1. yüzyılda yaşamış Zen keşişi Guo-an Shi-yuan (Kuo-an Shih-yuan veya Kakuan Shien olarak da bilinir), geleneksel Taoist öküz hikâyesini yeniden ele almış; onu on resim ve her resme eşlik eden şiirlerle genişleterek bugün bildiğimiz hâline kavuşturmuştur.

Guo-an’ın oluşturduğu bu versiyon zamanla benzetmenin en yaygın ve en kalıcı biçimi hâline gelmiştir. Sonraki yüzyıllarda pek çok Zen ustası ve sanatçısı aynı öyküyü yeniden resmetmiş, farklı üsluplarla yorumlamış ve şiirlerini yeniden kaleme almıştır. Çizimler değişse de anlatının özü hiç değişmemiştir. Bugün elimizde bulunan pek çok versiyon, Guo-an’ın orijinal şiirlerine doğrudan ya da dolaylı olarak büyük ölçüde sadık kalmayı sürdürmektedir.

Yeryüzündeki çayır ve otlaklarda,

Boğayı bulmak için uzun otları

durmadan açıyorum.

İsimsiz nehirleri takip ediyorum,

uzak dağların içiçine geçmiş

patikalarında kayboldum.

Kuvvetim azalıyor ve enerjim bitiyor,

boğayı bulamıyorum.

Geceleri ormanın içinde sadece

çekirgelerin cıvıltılarını duyuyorum.

Nehir kıyısı boyunca ağaçların altında,

Ayak izlerini keşfediyorum.

Güzel kokulu çimlerin altında bile,

Onun izlerini görüyorum.

Uzak dağların derinliklerinde bulunuyorlar.

Bu izler artık bir insanın burnundan gizlenemez,

cennete doğru bakarken.

Bülbülün şarkısını duyuyorum.

Güneş ılık, rüzgar ılık,

söğütler kıyı boyunca uzanıyor yeşil –

Burada hiçbir boğa saklanamaz!

Hangi sanatçı bu büyük başı çizebilir?

şu görkemli boynuzlar?

Onu müthiş bir mücadele ile ele geçiriyorum.

Onun büyük iradesi ve gücü

tükenmiyor.

Yüksek platoya doğru hareketleniyor

bulut-sislerinin çok üstünde,

Ya da geçilmez bir vadide duruyor.

Kırbaç ve ipleri bıraktım, terk ettim

Kamçı ve ip gerekli,

Aksi halde tozlu bir yolda

başıboş kalabilir

İyi bir şekilde eğitilirse

kendiliğinden kibar olur

Sonra dizginleri olmasa bile, 

efendisine itaat eder.

Boğayı binerek yavaşça

Eve dönüyorum.

Flüdüm sesi akşamı

dolduruyor          

Titreşem uyumu 

Elimle tempo tutarak ölçüyorum

Sonsuz ritmi yönetiyorum.

Bu melodiyi duyan herkes

bana katılacak.

Boğaya binerek, eve ulaşıyorum.

Sakinim. Boğa da artık dinlenebilir.

Şafak geldi. Keyifli bir yas içinde,

Sazdan yapılmış evimin içinde

Kırbaç ve ipleri bıraktım, terk ettim

Kamçı, ip, insan ve boğa –

hepsi Hiçbir Şey’de birleşir.

Bu cennet çok geniş,

hiçbir mesaj leke bırakmaz

Bir kar tanesi nasıl hayatta kalabilir

şiddetli bir yangında.

İşte Ataların ayak izleri

burada

Kırbaç ve ipleri bıraktım, terk ettim

Çok fazla adım atıldı

Kök ve kaynağa dönüyor.

Başlangıçtan beri

Kör ve sağır olmak daha iyiydi!

Kişinin gerçek evinde oturmak,

kaygılı ve kaygısız –

Nehir sakin akıyor

ve çiçekler kırmızı.

Kırbaç ve ipleri bıraktım, terk ettim

Yalınayak ve bağrım çıplak,

Yeryüzündeki insanlara 

karışıyorum

Kıyafetlerim düzensiz ve tozlu,

ve ben çok keyifliyim.

Hayatımı uzatmak için sihir kullanmıyorum;

Şimdi, benden önce, ölü ağaçlar

canlanıyor

Kırbaç ve ipleri bıraktım, terk ettim